Senin hiç nefes aldıkça canın yandı mı, ya da nefes aldıkça çıtırtı duymaya başladın mı. Hayır, sigaradan değil; hayır, nefes darlığı problemin yok. Hayır, aslında sen sokakta geçen on adamın içinden sağlıklı olanlardan birisin. Ne var biliyor musun? Acı. Ben bu acıyı vücudumun her yerinde hissediyorum. Parmakuçlarım, avuçiçlerim, omuzlarım, dudaklarım, başım, göğüslerim, kalçalarım, bacaklarım, tabanlarım, belim, acıyor. Acıyorum. Tamamen acıyorum. Her yerim acıyor, her yerime acıyorum. Her şeyime. Her günüme. Nefes aldığım her anıma acıyorum. Bugün. Ve sanıyorum daima. Acıyor. Canım acıyor. Ben bakıyorum; ama göremiyorum artık. Ben dokunuyorum; ama acıyor. İnsanın canını en çok ne yapacağını bilememek acıtıyor. Yollar var; ama hangisi doğruya çıkıyor. İnsanın canını en çok bilememek acıtıyor. Biri var, ama nerede bilinmiyor. Beni birilerinin içeride, dışarıda, arabada ya da herhangi bir yerde ne zaman olursa olsun, sevişiyor ya da sevişecek olması acıtmıyor. Beni sevememek acıtıyor. Ben bu kalemi gözlerime verebilecek olsaydım eğer, onlar daha iyi anlatırdı bu bendekini. Sanki gelse, her şey geçecek gibiydi. Oysa hepsi öyle değil miydi. Ve insan en çok kendine kızıyor biliyor musun. Her seferinde dudaklarımı kanatırcasına ısırmak, ellerimi tırnaklarımla yolmak, vücuduma hiç görmediği işkenceyi göstermek istiyorum. Bu son olsun, dediğim her şey yeniden sonum oluyor. Kendimdeki bu başlangıca olan hevesi de anlamlandıramıyorum. Ve insan biliyor musun, her zaman kendine kızıyor. Sonra yanındakine. Ben sana güven vermiyorum ki, di mi, sen de bana niye güvenesin ki. Hayatı en önce kendime, sonra da yanımdakilere zehir etmekten sıkıldım artık. Bir yol olsa, eğsem başımı, usul usul yürüsem keşke. Ama nerde. Nerde o ben. Nerde o yol. Karnıma giren bu sancının, beni yürütmeyen bu acıların, nefes aldırmayan her anın bir anlamı; bana açacağı bir kapı olsun. Yoksa ben daha fazla bu kafesteki kuşa katlanamıyorum.
bir gece sabaha karşı
en kilitli kapılarım açılacak
yalnızlığımdan çıkıp gideceğim
ne sensiz kalırsam korkusu
ne kitaplarda okuyup altını çizdiklerim
ne alkol tutabilecek beni
ne ölüm telaşı
İşte ben bunu mutlak yazmalıyım dedim
Karanlıkta dünyayı bir bir hatırlamak
Ben yeter dedikçe şehirlerin güzelleşmesi
Bir anda kendi kendime bulduğum mutlu gerçek
Bir kadın var onun iki eli iki gözü kurtarır
yaşamamaktan
Öyle hoşlanırım ki onunla yatmaktan utanırım artık
Sabahları acıkmayı ondan öğrendim
Odadaki ışığı,
tenimdeki tuzu kırdım
yastıklarda kuruyan gözyaşını,
ufku
terk ettim.
Söz kirlendi,
kendi uzayımda kendime
garsonluk etmekteyim.
Sizinle yaşadığım her şey kıyamet,
Sizinle yaşadığım her şey cinnet,
Sizinle yaşadığım her şey cinayetti.
Ruh kirlendi,
kalbimin kenarında atını durduranlar için
akrep beslemekteyim.
- telefonu kapatmak zorundayım, biri kapıyı çalıyor gecenin bu yarısında belki birileri de binayı kuşattı, numarası silinmiş tüfekler var
omuzlarımda
- omuz dedin, omuzlarımı da aramasın kimse, orada uyumuştun
birkaç kere,
delil bulurlar, deli bulurlar, bizi bulurlar belki omuzlarımda
- telefonu kapatmak zorundayım, biri kapıyı kırdı bana usul usul yaklaşmakta
belki birileri de yüzümü kuşattı, evin her yeri baştan aşağı sancımakta
- ciddi söylüyorum beni bir daha arama, üstümü arama, ruhumu arama
yasak belge arıyorsan kalbim, uyuşturucu arıyorsan adın var sadece
adımda
- telefonu kapatmak zorundayım,
biri aşkıyla bana kurşun sıkmakta
belki birileri de beni sevebileceğini fark etti, bedenim slogan oldu
meydanlarda
- telefonu asıl ben kapatmak zorundayım asıl
yuttuğum haplar şiddetle patlamakta
sen buna lüzumsuz intihar diyeceksin sanırım
ama lüzumlu bir narkozdu ömür boyu sürecek aslında…
bir daha beni arama…
- sen de arama aslında…
- arama lütfen …
- ne olur sen de arama…
- bir dahaki peygambere kadar
söz
asla!
sen de…
-arama!
… ama aslında.
Gölgen başka adamların ardına dökülmüş. Ne acı, hiçbir adım adımını çağırmıyor artık.
“Çocuk düşlerimiz yok artık.”
dokunsana. ağlayacağım.
su anda, “yuzunu dokme kucuk kiz” caliyor.
Yaşam betondan fışkırırken, toprağa böylesine bağlı olduğu için ona imrenirdim.*